10 Ekim 2015 Cumartesi

İkiz kulelerde bir cambaz

Robert Zemeckis'in yönettiği Tehlikeli Yürüyüş / The Walk, gerçek bir olaydan uyarlama.

Özellikle final bölümünde üç boyut ve IMAX teknolojisinin kullanımıyla heyecan ve gerilim dolu sahneler barındıran filmin, hikâyesini anlatırken biraz fazlaca ‘laubali' olduğu söylenebilir. Film, Fransız cambaz Phillippe Petit'nin 1974'te New York'taki ünlü Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin arasına gerdiği ip üzerinde yürüyüşünün hikâyesini anlatıyor.

19 Haziran 2015 Cuma

Hüzün de hayata dâhil [VİZYONDAKİLER]

Oyuncak Hikâyesi serisi, Sevimli Canavarlar ve Yukarı Bak gibi üst düzey animasyonların arkasındaki Pete Docter'ın yönettiği Ters Yüz, ünlü animasyon stüdyosu Pixar'ın yeni ürünü. Sinemanın vazgeçemediği büyüme hikâyelerinden birini konu alan film, Oyuncak Hikâyesi gibi bir animasyon klasiği olmaya aday.

Çocuklarının yedeğinde ‘kerhen' sinemaya giden ebeveynlerin yerini onların elinden tutarak, çoğu zaman da onlardan çok gülerek animasyon filmi izleyen anne-babalar aldı artık. Bu durumu, ebeveyn profilindeki değişikliğe, dönüşüme bağlayabilirsek de bundan daha çok, animasyonlardaki teknolojik ve içerik değişiklikler ile açıklamak daha makul. Hayal dünyasını genişleten görselliğiyle çocuklara, içeriğiyle de büyüklere sesleniyor yeni nesil animasyonlar. Teknik imkânlarda belli bir standardı yakalayan animasyon türü genellikle mizah ve orijinalliği ön planda tutuyor. Büyükleri de hedef tahtasında tuttuğu için, klasik ifadesiyle ‘güldürürken düşündüren', hayata ve insana dair sözler söyleyen animasyonlar daha geniş kitlelere ulaşıyor. Dolayısıyla tematik farklılık, teknolojik üstünlükten daha önemli.

Bahsettiğimiz bu içerik ve tematik orijinalliği sağlayan Ters Yüz / Inside Out, tıpkı Oyuncak Hikâyesi gibi bir animasyon klasiği olmaya aday. Çocukluğa ve insan ruhuna dair söyledikleriyle küçükler kadar büyükleri de yanına çekecek film, bir çocuğun iç dünyasını yansıtıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco'da yeni bir işe başlamasıyla değişir. Amerika'nın orta-batısındaki sakin yaşamı geride bırakan Riley'yi San Francisco gibi büyük bir şehirde yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. İçindeki duygular Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü ise yeni duruma uyum sağlamakta zorlanır. Riley'nin zihnde yaşayan, günlük hayatında ona tavsiyeler veren duyguları yeni hayatında ufak bir kaosa neden olur…

KLASİK OLMAYA ADAY

Sinemanın vazgeçemediği büyüme hikâyelerinden birini konu alıyor Ters Yüz. Oyuncak Hikâyesi serisi, Sevimli Canavarlar ve Yukarı Bak gibi üst düzey animasyonların arkasındaki Pete Docter'ın yazıp yönettiği film, ünlü animasyon stüdyosu Pixar'ın yeni ürünü. 2006'da Disney bünyesine katılan Pixar, Ters Yüz'de hem Disney'in bildik aile hassasiyetine sadık kalıyor hem de kendi geçmişindeki sıra dışı animasyonların çizgisini yakalıyor. Bir çocuğun doğumundan başlayarak ergenlik öncesi döneme kadar kişiliğini şekillendiren olay ve durumlar etrafında gelişiyor hikâye. Bu bildik temayı orijinalleştiren, yaşananları Riley'nin kafasının içinden, beş temel duygusunun gözünden takip etmemiz. Neşe'nin kreatif direktör konumunda olduğu ekipte Korku, Öfke ve Tiksinti arasında öne çıkan bir başka karakter Üzüntü. Neşe'nin film boyunca engellediği, Riley'nin hayatından uzak tutmaya çalıştığı Üzüntü, finalde kilit bir konuma yükseliyor. Bu durum, hüznün de hayata dâhil olduğunu fısıldıyor.

Son yıllarda animasyon dünyasına sirayet eden ‘kimlik arayışı' Ters Yüz'ün de önemli motiflerinden. Aile, dostluk, dürüstlük, maskaralık/eğlence gibi anıların tasnif edilip yerlerine konduğu iç dünya, farklı renklerdeki ana karakterlerin her birine göre şekillenen sahne tasarımları film ekibinin ince işçiliğinin ürünü. Bir çocuğun iç dünyasına dair tasvirler ve kullanılan renkler göz kamaştırıcı. Rüya biriminin sinemayla ilişkilendirilmesi ve Hollywood endüstrisine göndermelere kapı aralanması filmin zekice bir başka buluşu. Anne ve babanın iç dünyalarındaki sahneler, yetişkin seyirciyi kahkahaya boğacak kadar tanıdık! Ayrıca, kaybedilen anılarla ilgili sahnelerde, ne kadar çok ve belki de kıymetli anıyı unutup gittiğimizi hüzünle fark ediyoruz. Bu yönüyle Ters Yüz, küçükleri eğlendirirken, büyükleri hüzünlendirecek bir yapım.

Muhtemelen devam filmi çekilecek Ters Yüz, her şeyiyle tastamam bir aile seyirliği. Küçüklere sunduğu eğitici-öğretici imkânlar yanında büyükler için bir muhasebe fırsatı ve çocukları anlamada anahtar niteliğinde. Her şeyden öte, insan ruhuna bir yolculuk… En iyisi, Affan Dede'ye para sayıp çocukluğunu satın alan Cahit Sıtkı gibi, çocukluğunuzu da yanınıza alıp Ters Yüz'ü izleyin.

22 Mayıs 2015 Cuma

Ahmet Uluçay hayal okulu

Ahmet Uluçay’ın hayatı ve çalışmaları, nihayet dört başı mamur bir belgesele konu oldu.

Güliz Sağlam’ın ödüllü belgeseli Tepecik Hayal Okulu, birbirinden özgün kısa filmlerin, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ın ve yarım kalan Bozkırda Deniz Kabuğu’nun yönetmeni Uluçay’ı anlatıyor. Film, seyirciyi Uluçay’ın yaşamına paralel biçimde köye, çocukluğa, düşlere, bir sinema tutkununun dünyasına taşıyor; “Yaşadığı her anı görsellikle tasvir etme tutkusu, sinemayı seven birine engellerle mücadele etme gücü verebilir mi?” sorusuna odaklanıyor.

8 Mayıs 2015 Cuma

Güldür güldür Niyazi!

Yerli komedyenler içinde, kendi kalemi ve hikâyesiyle sinemaya en son adım atan isim Ata Demirer. Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan ve Şahan Gökbakar’dan çok sonra bu kulvarda kendini gösterdi.

Hatırı sayılır bir seyirci kitlesine ulaşan üç filmlik Eyyvah Eyvah serisi, televizyon ve sahne şovlarında ortaya çıkan Kuzey Ege-Trakya kırması ağzıyla konuşan tiplemenin ete kemiğe bürünmüş öyküsünü anlatmakta başarılı oldu. Ardından gelen Berlin Kaplanı, Ata Demirer’in yine sahne şovlarında ürettiği Almancı tiplemesini, yerel kodları olan bir hikâye ile beslemesine dayalıydı.

Niyazi Gül Dörtnala’da Ata Demirer, ‘cepten yemeye’ devam ediyor. Ünlü komedyenin 2001-2002 yıllarında Korsan TV adlı televizyon programında ortaya çıkardığı Veteriner Hekim Niyazi Gül tiplemesini bu kez beyazperdede izliyoruz. Üniversitede hocalık yapan Prof. Dr. Niyazi Gül, evine gündeliğe gelen Hediye’nin de yardımıyla hayvanlar üzerinde mucizevi etkisi olan bir ilaç üzerinde çalışmaktadır. Dedesinden vasiyet gibi tevarüs eden bu formül için yıllarca uğraşan Niyazi Gül, kendini bir anda hiç tasvip etmediği at yarışlarının içinde bulur. Gizli formülü sebebiyle Niyazi Gül, sosyetenin iki üyesi Sultan ve Rıza’nın ezeli rekabetine meze olur. Bir taraftan da kendine içten içe abayı yakan Hediye’nin aşkına karşılık verme konusunda ikileme düşer...

KÜFÜRSÜZ OLMASI YETMEZ, MİZAH DA LAZIM

Eyyvah Eyvah serisi ve Berlin Kaplanı ile küfürsüz komedi anlayışının perdedeki temsilcisi olacağını gösteren Ata Demirer, Niyazi Gül Dörtnala’da da çizgisini bozmuyor. Ailecek izlenebilecek küfürsüz komedi çizgisi değişmese de Demirer’in komedi çıtası bir hayli düşüyor. Alelacele yazıldığı izlenimi veren, özensiz senaryo ve üzerinde yeterince çalışılmamış karakter olamayan tiplemeler, karikatürize oyunculuklar ile birleşince filme tahammül etmesi hayli zor.

Niyazi Gül Dörtnala, bu haliyle, yine BKM yapımı olan televizyondaki Güldür Güldür programının bir versiyonu gibi. Bütün espriler fragmanda gördüğünüz kadar, fazlasını beklemeyin. Yeri gelmişken, son dönemin vasıfsız komedi filmlerine katkıda bulunan BKM’nin, ‘seri üretim’ anlayışından bir an önce kurtulması sinemamızın hayrına olacaktır. BKM’nin Yılmaz Erdoğan filmleri ile yakaladığı kalite çizgisi, son dönemdeki seri üretim mantığıyla ağır yara aldı, almaya devam ediyor.

28 Nisan 2015 Salı

En iyi filmler Ankara’da

26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde yarışacak ulusal uzun metrajlı filmler açıklandı. Festivale başvuran ve ön jüri tarafından kabul gören Nesimi Yetik’in Toz Ruhu ise yarışmadan çekildi.

Bu yıl, 23 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında yapılacak 26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin ulusal uzun film kategorisinde yarışacak filmleri açıklandı. Erol Mintaş’ın Annemin Şarkısı, Aysim Türkmen’in Çekmeköy Underground, Murat Düzgünoğlu’nun Neden Tarkovski Olamıyorum, Hüseyin Karabey’in Sesime Gel, Derviş Zaim’in Balık, Erden Kıral’ın Gece, Halil Özer’in Firak, Aydın Orak’ın Asasız Musa, Caner Canerik’in Dağ Çiçeği, Aydın Sayman’ın İçimdeki İnsan ve Kutluğ Ataman’ın Kuzu filmi festival süresince seyirciyle buluşacak. Finale kalan dokuz film, yönetmen Onur Ünlü’nün başkanlığında, Demet Evgar, Çiçek Kahraman, Emrah Serbes ve Serkan Keskin’in yer aldığı seçici kurul tarafından değerlendirilecek. ‘SİYAD En İyi Film’ ödülü için Sinema Yazarları Derneği jürisi de belirlendi. Değerlendirmeyi Sevin Okyay, Övgü Gökçe ve Kerem Akça gerçekleştirecek.

Toz Ruhu, festivalden çekildi

Festivale başvuru yapan ve ön jüri tarafından kabul gören Nesimi Yetik’in Toz Ruhu filmi ise yarışma jürisinin belirlenmesinin ardından festivalden çekildi. Jüri başkanı Onur Ünlü’nün Toz Ruhu’nun tamamlanmasına destek vermiş olması nedeniyle filmin yarışmada yer almasının etik olmayacağını düşünen yönetmen Nesimi Yetik, festival yönetimini arayarak filmi yarışmadan çekmek istediklerini belirtti. Yarışmaya başvuran filmler En İyi Film, Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü ve En İyi Yönetmen Ödülleri dahil olmak üzere 18 ayrı ödül kategorisi için yarışacak. 26. Ankara Uluslararası Film Festivali programında yarışma filmleri dışında ulusal uzun filmlere de yer veriliyor. Gece (Erden Kıral), Beni Sen Anlat (Mahinur Özmen) ve Kuzu (Kutluğ Ataman) özel gösterimlerle seyirciyle buluşacak. Yarışma ödülleri 2 Mayıs’ta Ankara Üniversitesi DTCF’de düzenlenecek tören ile sahiplerine verilecek. (www.filmfestankara.org.tr)

Türkiye’nin ilk komedi festivali

Türkiye'nin ilk komedi festivali de nisan ayında Ankara'da gerçekleştirilecek. 1 Nisan Dünya Şaka Günü'nde başlayacak ve 12 Nisan'a kadar sürecek olan 1. Ankara Uluslararası Komedi Festivali'nde Ayşen Gruda, Ferhan Şensoy, Bülent Kayabaş, Ece Ercan, Levent Tülek, Erkan Taşdöğen, Vedat Özdemiroğlu, Erkan Can, Cem Davran, Zeki Kayahan Coşkun, Serdar Gökalp, Nihat Sırdar, Alpay Erdem, Muhsin Omurca gibi isimlerin yanı sıra Mahşer-i Cümbüş ve Tiyatro Kılçık, Ankaralılarla buluşacak. Festivalde ayrıca, Kemal Sunal da unutulmayacak. Kemal Sunal'ın anısına düzenlenen sergide, Sunal'ın film kostümleri, özel eşyaları, film afişleri ve mektupları yer alacak. (www.ankarakomedifestivali.com)

9 Nisan 2015 Perşembe

Fener'e saldırı şüphelileri serbest

Fenerbahçe kafilesine yönelik silahlı saldırı soruşturmasında dün de önemli gelişmeler yaşandı. Gözaltına alınan iki şüpheli, çıkarıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından adlî; kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Nihat S. ve Emre A.’nın avukatı Turan Çelik, müvekkillerinin parmak izi ile olay yerinde bulunan tüfekteki izlerin örtüşmediğini ifade etti.

Fenerbahçe kafilesini taşıyan otobüse düzenlenen silahlı saldırıyı gerçekleştirdikleri iddiasıyla gözaltına alınan Nihat S. ve Emre A., adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nde sorgulanan ve dün Fatih Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler öğleden sonra emniyetteki işlemlerin tamamlanmasının ardından Sürmene Adliyesi’ne sevk edildi. Şüphelilerin yakınları ve ilçe sakinlerinden bir grup kalabalık adliye binası önünde onlara destek verirken Çevik Kuvvet polisleri de geniş güvenlik önlemleri aldı. Bu sırada adliye önünde bekleyen yaklaşık 40 kişilik grup, ‘Utanmayın, Trabzon sizinle gurur duyuyor’ sloganları attı. Savcılıkça 2,5 saat ifadeleri alınan şüpheliler, nöbetçi cumhuriyet savcısı tarafından ‘Silahla adam öldürmeye teşebbüs, olası kast ile birden fazla kişiyi öldürmeye teşebbüs ve mala zarar verme’ suçlarından tutuklanma talebi ile nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Akşam saatlerinde kararını açıklayan savcılık, iki şüpheliyi adli kontrol şartıyla serbest bırakırken dosya ile ilgili gizlilik kararı aldı.

Avukat Çelik: Parmak izleri örtüşmüyor

Şüpheliler Nihat S. ve Emre A.’nın avukatı Turan Çelik ise müvekkillerinin parmak izi ile olay yerinde bulunan tüfekteki izlerin örtüşmediğini söyledi. Müvekkillerinin tutuklanmasını gerektirecek bir delil olmadığını savunan Çelik, “Bir soruşturma sonucu gözaltına alındılar. Yarın birkaç kişi daha gözaltına alınabilir. Yöneltilen sorulara göre dosyada somut bir delil olduğunu düşünmüyorum. Tek delil, Facebook sayfasındaki yazılar. Ne parmak izi, ne telefonlarla ilgili bir rapor ve delil yok. Ancak soruşturma yapana saygı duymak gerekir. Kamu görevinden kaynaklanan bir yetkidir. Emniyetin gerçek suçluları yakalayacağına inanıyorum. Bence tutuklanmalarını gerektirecek bir delil yok.” dedi.

Sürmene’deki arsa satışa çıktı

Çaykur Rizespor maçı sonrası F.Bahçe kafilesine Sürmene’de yapılan saldırının yankıları sürerken tüfeğin ateşlendiği araziyi sahibi satışa çıkardı. Haber61.net’e konuşan arsanın sahiplerinden İsmail Kılıç, 3 bin 500 metrekarelik arsa için 5 milyon TL para istediklerini dile getirdi. Kılıç, “Trabzonspor-F.Bahçe arasındaki bu kavganın son bulması adına arsayı heykel yapmak için Aziz Yıldırım’a satmayı düşündüm. Bir tarafa F.Bahçe, bir tarafa da Trabzonspor’un heykelini dikebilir.” şeklinde konuştu.

İnşallah terör saldırısıdır

Fenerbahçe kafilesine yapılan silahlı saldırıda yaralanan otobüs şoförü Ufuk Kıran, olayın faillerinin bulunup cezalalandırılmasını istedi. Tedavi gördüğü KTÜ Farabi Hastanesi’nde Al Jazeera Türk’e konuşan Kıran, “İnşallah terör saldırısıdır diyorum. Öyle olduğuna inanmak istiyorum. Benim toprağımdaki insanlar, hemşehrilerimin böyle bir şey yapmayacağına inanıyorum. Ama değilse de suçlu kimse yakalansın ve cezasını çeksin. Bu saldırının futbolla, taraftarlıkla ilgisi olamaz.” ifadelerini kullandı.

3 Nisan 2015 Cuma

Ayakkabıcısın sen, öyle kal!

Şans Ayağıma Geldi, vaat ettiklerini yerine getirmeyen bir yapım. Senaryo ve olay örgüsü bakımından kolaycı bir yaklaşım sergileyen filmde Steve Buscemi ve Dustin Hoffman’ın varlığı ise yediğiniz bir çuval keçiboynuzunun iki gram balı gibi...

Filmler de insanlar gibidir, vaatlerini yerine getirip getirmedikleri onlar hakkındaki kanaatimizde belirleyicidir. Hayatta pek az insan potansiyelinin, daha doğrusu etrafındakilerin onda gördüğü ‘ışığın’ hakkını verir. Ne kadar idealize edersek edelim, insanoğlu nisyan ile malul olduğu kadar, kolay olana meyyaldir. Verdiği ‘büyük umutlar’ın yanında geride bıraktıkları kıyas kabul etmez. Eğitim sistemimizde hemen her öğrenci velisinin sarıldığı başucu cümlesini hatırlayalım: “Bizim çocuk zeki ama çalışmıyor; bir çalışsa...” Tom McCarthy’nin yazıp yönettiği Şans Ayağıma Geldi / The Cobbler bu tarife tastamam uyan bir öğrenci gibi...

Dustin Hoffman ve Steve Buscemi gibi iki usta oyuncunun da yer aldığı Şans Ayağıma Geldi, dört kuşaktır aynı dükkânı işleten ayakkabı tamircisi Simkin ailesinin son temsilcisi Max’in yaşadıklarını konu alıyor. Annesiyle birlikte yaşayan Max (Adam Sandler), New York’un merkezinde kalan bir avuç eski usul esnaftan biridir. Dükkân komşusu, Berber Jimmy (Steve Buscemi) ile birlikte yeni zamana ve onun getirdiği kentsel dönüşüm rüzgârına direnmektedir. Babası kendilerini sessiz sedasız terk ettiğinden beri aile dostları Jimmy’den başka kimsesi yoktur. Hâlâ bekar olan Max, tipik orta yaş bunalımı belirtileri gösterir. Başkalarının hayatına özenen Max, dükkânda bulduğu sihirli makine sayesinde ayakkabılarını tamir ettiği insanların yerine geçer. İlk başta eğlenceli ve heyecan uyandırıcı olan bu durum, bir süre sonra, mafya üyesinden televizyon sunucusuna kadar geniş bir müşteri yelpazesine sahip Max’in başına olmadık işler açar.

‘EKSEN KAYMASI’YLA MALUL

Şans Ayağıma Geldi’yi, bildik ‘Adam Sandler filmleri’nden ayrı tutmak gerek. Çünkü bu filmi sabote eden şey, Adam Sandler faktörü değil! 1904 yılında geçen gizemli esnaf birliği toplantısının ardından hikâye günümüze geliyor. Kapitalizmin kalbinde zincir (franchise) dükkânlara direnen ve yaşadıkları mahalleyi büyük şirketlerin istilasına karşı korumaya çalışan karakterler ile tanışıyoruz. Daha doğrusu, film başlarda durumu böyle gösteriyor ama sonra bambaşka yerlere sürükleniyor. Filmin en büyük sorunu ‘eksen kayması’. Senarist ve yönetmen Tom McCarthy, hikâye ve tema eksenini bilinçsiz bir ısrarla değiştiriyor. Kentsel dönüşüm ve büyük zincir şirketlerin yer aldığı arka fon anlamsız bir şekilde harcandıktan sonra, başkalarının yerine geçmenin getirdiği sorumluluk ve sonuçları devreye giriyor. Bu netameli durumda ahlaki bir ikilem yokmuş gibi davrandıktan ve umursamaz bir tavırla meseleyi hasır altı ettikten sonra, zayıf bir aşk öyküsüne kulaç atıyor. Derken baba ile hesaplaşma meselesi olabilecek en yüzeysel haliyle perdeye geliyor ve beklenen yüzleşme gerçekleşmemişken alakasız ve ana hikayeden kopuk bir finalle sona eriyor film.

Kolaycı ve gevşek senaryo örgüsü, Şans Ayağıma Geldi’nin vaat ettikleri ile potansiyelinin gerisinde kalmasına neden oluyor. İkinci bir Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı (2013) olabilecekken senaryo mantığının sınırlarını zorlayan bir yola giren filmde oyunculuk yönüyle görevini yerine getirdiği için Adam Sandler’a teşekkür edebiliriz; zira ona gelene kadar daha temel sorunlar var. Steve Buscemi ve Dustin Hoffman ise yediğiniz bir çuval keçiboynuzunun iki gram balı gibi; bir buçuk saat boyunca çiğneyip durduğunuz bütün o karışık, orantısız tatları hazmetmenize yardımcı oluyorlar.